|
YAŞAR
ÖZEL’İN
DAVÛDÎ SESİNİ ÖZLEYENLERE
1950/60’lı yıllarda Türk Sanat
Müziği’nin usta bestekâr ve icracı ses
sanatçılarından Üstâd Münir Nurettin
Selçuk ile Sanat Güneşi Zeki Müren
gönüllerimizde ve anılarımızda adetâ
taht kurmuşlardı. Musıkîmize eşsiz
besteleriyle ve muhteşem sesleriyle çok
sayıda yeni eserler ile yeni sahne
teknikleri kazandıran bu ustaların
müstesnâ ve mümtâz mevkiilerinin (sıradışı
ve seçkin konumlarının) doldurulması
mümkün değildir.
Altmışlı yılların sonlarından yetmişli
yıllara gelinmişti ki, Türk Sanat
Müziği’nde Allah vergisi çok özel, yeni
bir ses ünlenmeye başladı. Bambaşka bir
tınısı olan, kalın, gür, tok ama
sıradışı güzelliklere sahip bir ses idi
bu ses. Vatanî görevimi Ankara’daki
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda
yaparken Kavaklıdere Tunalı Hilmi
Caddesi’ndeki evimde oturduğum sırada
(1970) Yaşar Özel’i (ayrıca, bir
arkadaşım vasıtasıyla Emel Sayın’ı da)
yakından izleme ve ilk hayranları
arasında bulunma fırsatını yakaladım. O
günlerde henüz yeni tanıştığım bu yeni
seslerin sahne ve radyo programlarını
kaçırmamaya çalışırdım.
Yaşar Özel’in sesi beni adetâ
büyülemişti. Kelimenin tam anlamıyla
O’nu “özel” kılan bas bariton, ama
billurî ve şeffaf, kadife gibi yumuşak
ve “davudî ses” diye nitelendireceğimiz
bir sesi vardı. Öyle bir ses idi ki bu,
şarkıları okurken notalar su gibi
akıyor, gönüllere huzûr veriyor,
dinleyenler kendilerini dingin ve
sihirli bir âlemde hissediyorlardı.
Kulağımla algılayabildiğim kadarıyla 3
oktavlık bir ses genişliğine de sahipti
Yaşar Özel.
O yıllarda bir TSM konservatuvarı
ayarında bir müzik okulu olan TRT Ankara
Radyosu’nun çok değerli hocalarından
şan, usûl, üslûp, repertuar, solfej,
nazariyat, beste, makam, yorum dersleri
alarak eğitimini sürdüren Yaşar Özel,
1960’larda halk arasında hayli ünlenmeye
başlamıştı. Pathe Plakçılık tarafından
yayınlanan ilk plakları müzik
piyasasında giderek artan bir taleple
birlikte iyice aranılır olmuştu.
Yaşar Özel’i ilk dinlediğim konserinde,
Türk Halk Müziğinde yepyeni çığır açmış
olan çilekeş sanatçımız Ruhî Su’nun
bariton sesiyle (biraz zorlamaca olsa
dahi) O’nun sesi arasında bir
karşılaştırma yaptığımı anımsıyorum.
Daha sonraları, 1972-73 yıllarında,
O’nunla İstanbul-Rumelihisarı’ndaki yeni
taşındığı muhitinde kısa süren yüz yüze
bir tanışıklığımız da olmuştu.
Sohbetlerimizden birisinde Özel’e,
TRT’de o sıralarda yeni tanınmaya
başlayan THM sanatçısı Hasan Mutlucan’ın
bas bariton, davûdî sesiyle okuduğu
kahramanlık türkülerinden söz ederek,
kendisiyle birlikte sahne almalarını
önerecek kadar ileri gidebildiğimi
hatırlıyorum.
Türk Sanat Mûsıkîsinin “baba”
makamlarından sayılan rast, nihavend,
hicâz, mahûr ve segâh makamlarındaki
doyumsuz şarkıları Yaşar Özel Ustanın
kadife gibi yumuşak, harikûlade tınılı
sesinden dinlerken bulutların üzerine
doğru âdeta uçardım. Usta’nın ODEON
Plâkçılık tarafından müzik piyasasına
sunulan plâklarını (daha sonraları
kasetlerini de) ilk edinenlerden
olabilmek için gazeteleri, sanat
dergilerini, magazin basınını yakından
izlerdim.
Bir geceyarısında, Yaşar Özel’in
şarkılarını yalnız başıma dinleyerek
ruhumu tazelerken bir şey dikkatimi
çekiyordu: O’ndan her dinlediğimde
ruhumda yansımalar yapan makamın
kürdilîhicâzkâr makamı olduğunu anlamış
ve hissetmiştim. Bu makam için
verebileceğim başlıca örneklerin
arasında, Yusuf Nalkesen’in bestelediği
“Avuçlarımda hala sıcaklığın var, inan”
başlıklı şarkısı ile Selâhattin İnal’ın
bestelediği “Dertleri zevk edindim,
bende neşe ne arar” başlıklı şarkısı
(her ikisi de düyek usûlde) özel bir
anlam taşıyor.
Usta’nın yüreğinden, zihninden ve
ruhundan gelen titreşimlerin yine O’nun
hançeresinde bu nefis şarkılara bambaşka
bir duygu akışı verdiğini izlerim.
Yaşar Özel, TRT Ankara Radyosu
hocalarından aldığı mûsıkî feyzini
Klasik Batı Müziği ve opera şan
teknikleriyle mezcettirdi (kaynaştırdı).
Bu yönüyle olduğu kadar sahnedeki doğru
duruşuyla, postürü ile de Üstâd Münir
Nurettin Selçuk’un izinden gittiğini ve
daima üstün sanatsal değerleri
sergileyen bir icracı olmayı
amaçladığını görüyordum.
Gerçekten bir şarkıcının her müzik
eserini okurken, o şarkının güftesindeki
duyguları ve atmosferi kendi ruhunda,
kalbinde hissederek, hançeresi üzerinden
dinleyicilerine aktarması her ses
sanatçısına kolay nasip olmayan bir
yetenektir. Yaşar Özel Usta, hem güçlü
hem de tatlı, ipek gibi pürüssüz sesiyle
güftelerin şiirsel havasını bize zevkle
dinletiyordu.
Bir örnek vereyim: Türk Müziği söz
yazarları arasında seçkin bir yeri olan
İlham Behlül Pektaş’ın duygulu
dizeleriyle bestekâr Zeynettin Maraş’ın
rast (vals) bestesinin birleşmesinden
oluşan “Sana dönmek ne güzel kuşlar gibi
uçarak” başlıklı şarkısını Usta’dan her
dinleyişimde uzaklarda olan dostlarıma
kavuşmak isterim. Usta bir yorumcunun,
Allah vergisi sesinin tüm özelliklerini
ve renklerini kullanarak, okuduğu
şarkıların güftesiyle bestesini gırtlak
ve ağzında nasıl bütünleştirebildiğinin
canlı bir örneğidir Yaşar Özel.
İster sahnede olsun ister özel yaşamında
olsun, Yaşar Özel daima gerçek bir
beyefendi olarak,
örnek bir sanatçı kimliğiyle toplumda
öne çıkmıştır. Onun TSM şarkılarına ve
klâsik müzik formundaki türkülere davudî
sesiyle getirdiği sade yorumlar yeni
yetişen ses sanatçısı adayları için
örnek teşkil ediyor. Yaşar Özel’in
doğuştan gelen bir yetenek olan ses
güzelliğini, yorum, diksiyon, üslûp,
tavır (postür), zorluk derecesi yüksek
eserlerin icrâsı, ses genişliği gibi
konularda değerli hocalardan aldığı
eğitimiyle bütünleştirmiş olduğunu
biliyoruz. TRT’nin TSM ve THM
sanatçılarını eğiten okulundan feyz
alarak, sesinin ve karakterinin hakkıyla
yetişen tüm nâdide sanatçılarımızı ayrı
bir yere koymalıyız.
İnanıyoruz ki, Türk Sanat Müziğinde hem
eski, klâsik formlardaki sevilen
şarkıları hem de günümüzün sıradışı
güzellikteki besteleri, her dönemde
yetişen yorumcuların sesleriyle dünden
bugüne, bugünden de yarınlara
aktarılacak. Ancak, Yaşar Özel gibi
doğuştan yetenekli ve temelden eğitimli
ses sanatçılarımız bu şarkıları
dinleyecilerine bambaşka yeni keyifler
ve hazlar tattırarak dinletecekler,
sevdirecekler.
Yaşar Özel’in çok sâkin ve abartısız
üslûbunu yıllardır hayranlıkla izlerim.
Bir üst notaya çıkmak için sesin
şiddetini arttırmaya gerek olmadığını,
sesin frekansını (titreşimini)
değiştirmenin yeterli olduğunu bize her
icrâsında gösterir. Günümüzde bazı ünlü
şarkıcıların adeta bağırarak okudukları
şarkıları örnek alan kuşaklar için Yaşar
Özel, hatasız ve gösterişsiz bir TSM
icrâsının nasıl olacağını öğreten üstün
vasıflı bir hocadır.
Eskilerin deyişiyle “nev-i şahsına
münhasır” (kendine özgü) davûdî ve
renkli, kadife gibi yumuşak sesiyle
Yaşar Özel gönüllerimizde yarım asır
boyunca taht kurdu. O’nun sahne ışıkları
altındaki beyefendi duruşunu, nâzik ve
kibar tavırlarını, hayranlık uyandıran
postürünü, yetişmekte olan genç ses
sanatçılarımızın örnek almasını
istiyorum.
Son yıllarda gerek sahnelerde gerekse de
TV ekranlarında seyrek gördüğümüz,
yaşayan bir efsâne olan sanatçımızı,
kendisine şöhretin kapılarını açan
meşhur şarkılarından “Bir gece ansızın
gelebilirim” ile daima anıyorum ve O’nu
her zaman özlüyorum. Yaşar Özel
Beyefendi’nin tam kırk yıllık bir
hayranı olarak, O’nun çok özel sesini
her dinleyişimde kendimi rüyâlar
âleminde hissettiğimden dolayı tarifsiz
bir kıvanç duyarım.
Yarım asırda Türk Sanat Müziğinden
gelmiş geçmiş ses sanatçıları arasında
gür bariton sese sahip TEK SES SANATÇISI
olan, Sarıyerlilerin (Emirgânlı’dır)
beyefendi TSM Ustası Yaşar Özel’e,
Ailesi ve sevenleriyle birlikte nice
sağlıklı, esenlikli uzun bir yaşam,
ayrıca nice değerli albümler ile bol
alkışlı sahneler diliyorum. |